İki Yeraltı Nehri

İki Yeraltı Nehri

Sanırım, “iktidar”la da ilişkisi varmış ama, dolaylı; bu, sonradan meydana çıkıyor; önceki gerçek, çıplak ve acı; “mumaileyh”, Nice, Cannes, Monte Carlo diye, fink atarken, Fransa'da, “sekte-i kalpten” gidiyor; yurda nakli başlı başına sorun, ilgili makamlarda, ne yapacağız, ne edeceğiz tasası başlamış, bereket versin...

Arkasını, Paris eskisi o “meraklısından” dinlemek istemez misiniz?

"- ... bereket versin, 'mason' olduğu anlaşıldı; Fransız masonları uyarılıyor, dakikasında olaya el koyuyorlar, merhumun cenazesi, su gibi Türkiye 'ye aktı, tabii..."

Bana, masonluğun 'beynelmilelliğini', masonlar arası dayanışmanın 'mükemmelliğini’ kanıtlamak için anlatılmıştı. Bir zaman güldüğümü hatırlarım. Niye mi gülüyordum, bakın niye; merhum, anlaşılan, 'milli ve manevi değerlerin' koruyucusu, 'merkez sağ' yönetimlere yakın birisiymiş; o yönetimler ki, 'kökü dışarda' akımlara, yürekten düşmandılar; işin komikliğini görüyor musunuz, Allah büyük, 'has adamlarının 'kökü 'dışarday'mış!

Hadi hadi, herkes bilir bizim masonların yansı, sanırım İskoç, yarısı da Fransız Grand-Orient'ına bağlıdır, üstelik pek geçinemezler; 'köklerini' nasıl 'içerde' sayacağız? Türkmenistan, Kırgızistan filan değil ki! Yâni, 'Soğuk Savaş' boyunca, bu komiklik yaşandı: "Dinime dahleden bari müselman olsa!"

İlhamı Soysal’ın kehâneti...

O nerelerdesin, İlhami? 'İkigözüm merhaba!' Sanki yine, iki karşılıklı masada oturmuşuz; Tunalıhilmi'ye sümsük bir kar yağıyor, önümüzde çay bardaklar, koca koca müsveddeler, oku babam oku! Nasıl da, yakınmak bilmezdi bu adam! Kalın mercekli gözlüklerinin ardında, bakışları hep sevecen, kırçıl bıyıklarının altında, daima gizli bir tebessüm saklı, bitmek tükenmek bilmez bir sabırla, nasıl çalışırdı!. Ona soğuk bir akşam demiştim ki,- mavi beyaz kar karanlığı bir akşam, tozlu bir tipi, şekiller sanki unu fak olup dağılıyor!

“benim indimde İlhami Soysal'ın 'özel bir yeri' vardır; oldum olası, ülkemizde, siyasetin alt katmanlarında iki yeraltı nehri olduğunu düşünürdüm, birisi tarikatçılık, öteki masonluk; işe bak ki, onca gazeteci içinde, bu iki çetrefil ve dikenli konuya, ilk el atanlardan birisi odur..."

Masonluk üzerine yazdığı kitabını imzalamıştı, cevabını unutmam mümkün mü, cevap değil, kâhinlik: “zamanla fark ettim ki, siyasi partilerimizin çoğu su üzerine yazılmış yazı, tabana işleyemiyor; Gâzi'yi unuttular ve unutturdular, o yüzden bizdeki demokrasi, önünde, sonunda, bu iki yeraltı nehrinin çatışmasına dönüşecek, başından ele alayım dedim."

Yüzyılın sonuna doğru, ilk çeyreğinde kurulmuş olan “Kemalist” Cumhuriyet, İlhâmi'nin “kehânetini” yaşıyor mu, yaşamıyor mu? Bir yanda, “alaturka” bir Osmanlı 'alafrangalığına' özenen, tarikat erbabı; bir yanda, post/modernist bir “alafrangalığı” laiklik sanan masonlar, rotaryenler, lioniar vs. Bu garip ikiliğin, Kemalizm'le ne ilgisi var? Bunlar, OsmanlI'yı batıran, kültür ikiliğinin, hayaletleri değil mi?

Gayr-ı kaabil-i inkâr keyfiyet odur ki, Tevhid-i Tedrisatı yâni öğretim birliğini altüst edenler, Neo/Tanzimatçılığa, aynı ikiliği yaratarak dönmüşlerdir; 'ihtiyaç fazlası' imam/hatipli, “tarikat” çarkına; “ihtiyaç fazlası” kolejli, rotaryenliğe, lionluğa, masonluğa!.. Bunlar günün birinde, Anadolu İhtilâl ve İnkılâbı'nı              yozlaştırıp,          ülkedeki düzeni               “Mütareke demokrasisine” dönüştüreceği, besbelli değil miydi? İş o mertebeye gelince -ki, gelmiştir- 'alaturka' tarikatçıyı merceğin altına yatırıp, “alafranga” tarikatçıyı bundan muaf tutmak, “hakkaniyete” sığar mı?

Hele, son yıllardaki garip bağlantılan, inanılmaz ciroları ve hesapsız 'avantaları' düşünürseniz!

O listeler size de geliyor mu?

Arada fakstan ilginç 'listeler' gelir, TÜSİAD yönetim Kurulu'ndaki 'masonların' listesi; ya da Türkiye Barolar Birliği'ndekiler, banka yöneticileri arasındakiler, vs. 12 Eylül sonrası bir akşam, telefonda, İlhami'yle konuşuyorduk; sesinde acı bir gülümseme rengiyle, dedi ki:

"-... bu hükümetin yarısından çoğu mason, nasıl haksız mıymışım?"

Mason ya da değil, orasını geçelim; üstünde durduğum şurası: Eğer şu ya da bu holdingin veya bankanın, şu ya da bu eğitim kurumunun veya hayır derneğinin, 'arkasındaki" sermayeyi; bu sermayenin uluslararası bağlantılarını, işletildiği yerlerin gizli kapaklı yönlerini araştırıyorsak -ki, bence bu iş çoktan yapılmalıydı aynı araştırmayı ve incelemeyi, laikliği kimseye vermeyen, uluslararası bağlantıları müphem, serveti inanılmaz ölçülere varmış, 'alafranga' holding, banka, öğretim ve hayır kurumlarina da uygulamalıyız.

Bu, bir kere, hakkaniyet icabıdır ya; ayrıca, herkes biliyor, bu iki “yeraltı nehrinin” ikisi de, zamanında Gazi Mustafa Kemal'e doğru değil, Damat Ferid Paşa'ya ve Vahdettin'e doğru akıyordu, yâni “sicilleri” tartışmalıdır; dahası, ülkemiz için Şeriat ya da Siyasi İslâm bir tehdit oluşturuyor da; Boğazlan Sevres'in öngördüğü “statüye” götürmeyi, ya da Güneydoğu’da federasyon kurmayı öneren, “Osmanlı” alafrangası “ecnebi” tarikatlar, onlara arka çıkan sermaye bir tehdit oluşturmuyor mu?

Yoksa bunu anlayabilmek için de, bir “Doğu Çalışma Grubu” kurmak mı gerekiyor?"

Cumhuriyet Gazetesi, Söyleşi, 15.4.1998

/div>

İlgili Kitaplar/Makaleler

Daha Açık Konuşayım mı?

Daha Açık Konuşayım mı?

Dönüşü Olan İki Nehir

Dönüşü Olan İki Nehir