.....
This image for Image Layouts addon

Mustafa Kemal Atatürk

 

Daha fazlası

Topal Osman, Ümit Doğan

 Topal Osman ya da Mustafa Kemal Atatürk 'ün deyişiyle "Osman Ağa" hakkında ne yazık ki, Ümit Doğan 'ın belirttiği gibi bilgisi olmayanlardandım. Ümit Doğan 'ın "Topal Osman" kitabını yayınladığını duyunca en kısa zamanda edindim ve bir kaç gün içinde okudum.

Kitap ve Osman Ağa hakkındaki düşüncelerimi de paylaşmak istiyorum...

Öncelikle kitabın isminden başlayayım. Ümit Doğan, "Osman Ağa" yerine neden "Topal Osman" ismini yeğlemiş, anlayamadım. Oysa kitaptan öğrendiğimize göre, Atatürk 'ün Trabzın ziyaretinde, "Topal Osman" diyenlere çıkıştığını, "Osman Ağa" diye düzelttiğini öğreniyoruz.  Atatürk uyarısından hareketle, kitabın isminin "Osman Ağa" olması daha uygun olurdu diye düşünüyorum. Bu konuda Ümit Doğan acaba aydınlatır mı?

Ümit Doğan, çok ayrıntılı ve bilimsel bir araştırma sonucunda, büyük emek vererek bu kitabı yazmış. Osman Ağa konusunda büyük bir bilgi boşluğunu nesnel ve bilimsel yöntemle yaptığı araştırma ve sonunda yazdığı kitapla doldurmuş oldu. Bir Türk okur olarak kendisine "sağ ol, var ol Ümit Hocam" diyorum...

Kitabı bir çırpıda okuyup, bitirdiğimde, Karadeniz 'de "Rum Pontus" etkinliğini kırmada, Koşgiri isyanını bastırmada, Sakarya savaşında ve sonunda Büyük Taarruzda gösterdiği büyük vatanseverlik ve kahramanlıklar için Osman Ağa'ya borçlu olduğumuzu; Giresun 'un bu yiğit evladının anıt ve anımsamanın Giresun ile sınırlı kalmaması gerektiğini düşünüyorum. Afyon Büyükşehir Belediye Başkanımız Burcu Köksal ve Ankara  Büyükşehir Belediye Başkanımız Mansur Yavaş Başkanlarımın değerlendişrmelerine sunarım...

Dikkatimi çeken bazı noktalara vurgu yapmak istiyorum...

Karadeniz sahil şeridinde kurulu şehirlerimizden Samsun, Trabzon şehirleri; Giresun 'dan çok daha büyükler. Buna karşın Bütün Karadeniz 'in Pontus'a kariı mücadelesinde Giresunlu Osman Ağa ve Giresunluların öne çıkmasının ardındaki toplumsal (sosyolojik) nedenleri merak ediyorum?   

Talihin işine bakın Türkiye Komünist Partisinin o dönem lideri Mustafa Suphi 'de Giresunlu!

O dönemi anımsarsak, Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye coğrafyasında vahim hatalar yapan ve sonuçta kaçmak durumunda kalan 1. Dünya Savaşının Almanya dostu Enver Paşa, kişisel ikbalini SSCB 'de Ruslarla işbirliğinde arayor. Lenin 'de her ihtiyaç duyduğu takdirde kullanmak üzere Enver Paşa'yı destekliyor ve elinde koz olarak tutuyor. Enver Paşanın hayali, Türkiye 'ye gelip Ulusal Kurtuluş mücadelesinin başına geçmek. 

Ulusal Kurtuluş mücadelemizin başına geçmeyi hayale den bir başka kişi de Komünist Mustafa Suphi. Kitaptan öğrendim, Mustafa Kemal 'e üst perdeden mektubu da var. Ben geliyorum ya bana yardım et, etmezsen de lider benim diyor. Türkiye 'de kümünistlerin toplumdan ve gerçeklerden kopuklukları demek Mustafa Suphi 'den başlıyor.

Mustafa Suphi, Doğu'dan Anadolu'ya giriyor, iyi karşılanıyor ama ortalığı karıştırıcı faaliyetleri endeniyle sınır dışı edilmeye karar veriliyor. Trabzon 'dan Batum 'a Yahya Kaptan'a ait bir tekne ile yola çıkarılıyor. Yahya Kaptan, Enver Paşanın Trabzon 'sa sağ kolu. Mustafa Suphi ve 15 yoldaşını taşıyan tekneye baskın yapılıyor ve hepsi öldürülüyor, denize atılıyor. Bu katliamın sorumlusu olarak Yahya Kaptan olduğu savu var. Ama yargılama ve mahkeme kararı yok. Enver Paşa ile Mustafa Suphi 'nin "komünist" Rusya üzerinden gelip Anadolu 'da mücadelenin başına geçme hayalleri dikkate alındığında, Mustafa Suphi'lerin Enver Paşa emri ile Yahya Kaptan tarafından öldürüldüğünü düşünüyorum.

Sonra, Mustafa Kemal Atatürk 'ün 18 yıl Muhafız Taburu Komutanlığını yapmış İsmail Hakkı tarafından, Trabzon 'da Yahya Kaptan öldürülüyor. Bu cinayetin suçu Osman Ağa'ya yıkılıyor. Herkes buna inanıyor. Ta ki, İsmail Hakkı onlarca yıl sonra açıklayıncaya kadar. Bu öldürmeyi İsmail Hakkı, Mustafa Kemal 'den habersiz yapmış olabilir mi? 

Osman Ağa, büyük vatansever, kahraman bir Türkçü ve Mustafa Kemal yoluna canı ile bağlı bir çeteci. Eğitimi yok, askeri eğitim geçmişi yok. Bu nedenle de zamanz aman kullandığı yöntemler düzenli ordu ilke ve düzenine uymuyor. Kurtuluş SAavaşı sırasında düzenli Türk Ordusu, düzenli düşman orduları ile savaşırken, içeride Rum Pontuscu ve Kürtçü isyanları yapanlar, çeteciler. İsyancı çetelerle savaşmakta elbette Çete örgütlenme birimi, düzenli ordudan çok daha etkin ve başarılı olacaktır. Bu nedenle Osman Ağa ve Giresunlu çeteci yiğitlere çok şey borçluyız. Ancak savaş dönemi bitip, devlet kurmaya ve geliştirmeye gelince iş, Osman Ağa gibi çetecilerin de dönemi bitmiş olmaktadır. Artık kullandıkalrı yöntemler, tek kişi egemenliği yeni kurulmakta olan Cumhuriyet 'te işlevi olmadığı gibi zarar verecektir.

Trabzon Milletvekili Ali Şükrü 'nün öldürülmesinin, önceden planlanmadan, Osman Ağanın konuşmak, ikna etmek için evine davet ettiği ortamda, tartışmanın Osman Ağanın istediği sonucu vermemesi nedeniyle, ölmeye ve öldürmeye alışkın, öfke kontrolü de olmayan Osman Ağanın anlık kararı ile Ali Şükrü 'nün katledildiğini düşünüyorum.

Sonuçta devlet kurmakta olan irade ve sistem, duruma müdahale edecektir ve çatışmada hala silahta ısrar eden Osman Ağa öldürülecektir.

Kitaptan benim okumam bu...

Ümit Doğan 'a sormak istediğim bir başka soru da, Ali Şükrü 'nün oğlunun ifadesinden hareketle, babasını Osman Ağa'nın öldürmediğini düşünüyor ve elinde belgeler olduğunu söylüyorsa, neden Ali Şükrü 'nün hayatta olan çocukları ya da torunları ile bu konuyu görüşmedi?

Kısacık bir not düştüm ve sorular sordum... Kendimce.

Cumhuriyet ve Kurtuluşl Savaşı tarihimizin hger anını öğrenmek, bilmek isteyen her Türk'e bu kitabı alıp, okumasını öneririm...

Esen kalınız.

 

Hürol Taşdelen 

Son Yüklenenler

Haftanın Şiiri

Hiç / 6 Mayıs

bugün sabah hiç olmadı
uyanmadım terler içinde uykumdan
çeşmeye kan yıkamadım yüzümü
ay ölü doğmadı
begonya gözlü çocuklar
ilahlara adanmadı
bugün sabah hiç olmadı
böcekler üşüşmedi kanıma
bir şilep sinmedi çığlıklarıma
karalar bürünmedi kadınlar
gün yaşanmadı
deniz, yusuf, hüseyin
hayatları çalınmadı

Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası - Üstadı Muhteremler Tam Listesi: 2015 - 2022

This image for Image Layouts addon

Dünyada ilk kadın örgütü
Bacıyân-ı Rûm

Tıklayınız

Sözde kayıp kıta Mu

İngiliz emperyalizminin, Hindistan 'da sömürge askeri birliklerinin bir Mason Albayı, Hindistan 'da dağlarda gezerken, bir pagan dinin rahipleri, bu sömürgeci askere güvenirler ve kimseye göstermedikleri tabletleri bu mason efendiye gösterirler. Arkeoloji eğitimi almamış, tabletleri yazanların dilleri bilmemesine rağmen, bir anda kendisine ulvi bilgi gelir ve tabletleri okur. Sözde tabletlerde medeniyetin merkezi olmuş ama volkanik hareketlerle batmış bir kıtadan; Mu Kıtasından söz edilmekte ve tüm insanlığın batmış bu kıtadan, batmadan önce dünyaya yayıldığını anlatmaktaymış.

Ne tuhaf ki hiçbir ülkenin bilim insanları bu tabletleri ne duymuş ne görmüşlerdir.

Alın size fütursuz, desteksiz bir mason yalanı daha...

Mümtaz Başkaya Mu yalanını bilim insanı olarak değerlendirmiş ve Bilim ve Ütopya Dergisinde yayınlamış. Aşağıda söz konusu makaleyi sunuyorum. 

O sırada Ortaokul öğrencisi olan oğlum da Mu Kıtası yalanı üzerine bir kısa yazı yazmıştı ve ben de masonların yazışma grubu Ham-Taş 'da paylaşmıştım. Bu yazıyı da sunuyorum.

Dünyanın önde gelen Jeofizikçilerinden Prof. Dr. Celal Şengör 'e e-posta göndererek okyanus ve deniz altı haritaların tamamlanıp tamamlanmadığı ve batık bir kıta görülüp görülmediğini sordum. Yanıtı basitti; oktanusların ve denizlerin taban haritalarının çıkarıldığı ve batık bir kıta bulunmadığı.

Mümtaz Başkaya;

"Böyle bir bilimdışı şeyler üretilerek, bilimsel gelişmenin önü kesilmesi amaç edinilmiştir. Dünya’da ve özellikle doğu ülkelerinde (ve bizde) ılımlı anlayışlar yaratılmaya çalışılarak; 'her şey gizli bir inanç sistemine, ezotirik güçlere bağlıdır’ düşüncesi oluşturulmak istenmektedir. Daha açığı, dünyayı bizim bilmediğimiz güçlerin yönettiği inancı yerleştirilmeye ve her oluşumun dünya dışı varlıklar tarafından, aslında önceden kurgulanmış olduğu anlayışı verilmeye çaba gösterilmektedir.
Dünya uygarlık birikimlerinin gelmiş geçmiş tüm uygarlıkların katkısı ile oluş tuğu gerçeğini görmezden gelip, ilahi bazı ezoterik güçlerin yönlendirmesi ile oluştuğu kabul ettirmeye çalışılmaktadır.
Toplumların geri kalması için, bilimsel düşünce gelişiminin önüne geçilerek; sorgulamayan, düşünemeyen bireylerin oluşması sağlanmak istenmektedir.
Bu tip çabalarla dünyadaki uygarlık birikimleri belirsizliğe itilmeye ve kaynağı belli olmayan hale getirilmeye çalışılarak bilinçli tasarımların önü açılacak, dünya uygarlık birikimleri belirsiz hale getirilip İnsanların gizli güçlerle, bilinmeyen varlıklarla yönetildiği hissi yaratılmış olacaktır.
Ne yazık ki bu tür saçma sapan anlatımlar, günümüzde ticari meta haline dönüşüyor. Bazıları da bu belirsizliklerden, bilim dışılıklardan çıkar sağlamaya çalışıyor.

Hürol Taşdelen, Victor Jara şiiri Çekya 'da Yayınlanmış